Dünya üzerinde karayolu, demiryolu, denizyolu ve yerine göre havayolu erişimi ile kombine taşımacılık imkanlarının olduğu, depolama ve ulaştırma hizmetlerinin birlikte sunulduğu lojistik merkezler, gün geçtikçe önem kazanmaktadır.

Global ekonomik yapılar, mesafelerin uzamasına, müşteri çeşitliliğinin artmasına ve bunun sonucunda da müşteri beklentilerinin değişimine sebep olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında gözler, tüm ulaştırma türlerini verimli kullanan ve bütünleştiren bir sistem olarak tanımlanabilecek global lojistiğe çevrilmiş durumdadır. Global lojistik kavramı, ulaştırma modlarının ve diğer lojistik faaliyetlerin optimum düzeyde verimli kullanılmasını öngörmektedir. Günümüzde, çok uluslu şirketlerin küresel lojistik olmadan varlıklarını sürdürebilmeleri mümkün değildir. Örneğin, büyük petrol şirketlerini ele aldığımızda, petrolü bir yerden çıkardıklarını, ulaştırdıklarını, depoladıklarını ve rafine ettiklerini gözlemleyebiliriz. Bu firmalar, tüm bu aşamalarda, birbirleriyle bağlantılı, farklı lojistik çözümleri bir arada kullanırlar. İşletmelere kâr sağlayan bu çoklu lojistik yöntem, bugün sadece akaryakıt sektöründe değil, birçok farklı sektörde kullanılmakta ve şirketlere büyük avantajlar sağlamaktadır.

Artık küresel dünyada rekabet, rakip şirketler arasında değil, rakip şirketlerin içinde bulunduğu tedarik zincirleri arasında yaşanmaktadır. Bu yarış aynı zamanda şirketlerin tedarik zincirini yöneten personel kadrosuna da taşınmaya başlanmıştır. Çünkü hemen hemen bütün sektörlerde, tedarik zincirinin, en düşük maliyette, en yüksek kalitede olması, müşteri memnuniyeti açısından oldukça önemlidir. Ancak, en hızlı, en güçlü, en iyi çözüm

üreten ve en uygun fiyatla, en kaliteli hizmeti verebilen şirketler ayakta kalabilmektedirler. Rekabet üstünlüğüne odaklanmış firmalar, kendi bünyelerinde tuttukları depolama, dağıtım, paketleme, geri dönüşüm, gümrükleme gibi hizmetleri artık uzman firmalara outsource etmekte, bu sayede ciddi bir maliyet yükünü bertaraf etmektedirler.

Firmaların, bu taktikleri uygulayabilecek vizyona sahip olmaları rekabet açısından oldukça önemlidir. Çünkü tüm dünyadaki üretim gücünün ulaştığı gelişmişlik seviyesi göz önünde bulundurulduğunda, salt ucuz işgücü ile üretilen kaliteli ürünlerin varlığı, firmaları ayrıştırmada yetersiz kalmaktadır. Bu noktada, firmaları rekabet sürecinde ancak, ürünün teslimat süresi, geri dönüşümü, garanti ve tamir süresi gibi unsurlar birkaç adım ileriye taşıyabilmektedir. Bu durum ise lojistikte, müşteri ve ürün odaklı lojistik çözümler olarak tanımlanabilecek “niş lojistik” kavramının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Bu noktada bakış açımızı, Türkiye’nin global lojistikteki rolüne çevirmemiz gerekmektedir. Türkiye, göçebe bir toplum olmasından gelen, tarihsel ve bir anlamda içgüdüsel avantajını, günümüz global lojistik dünyasında avantaja çevirebilmekte midir? Aynı zamanda, kıtalar arasında bir köprü vazifesi gören konumunu, tarihte olduğu gibi bugün de bir avantaj olarak kullanabilmekte midir?

Evet, Türkler, göçebe bir toplum olmalarından gelen, lojistikteki pratik yaklaşımlarını bugün, bir deneyim ve bilgi birikimi olarak lojistik sektörüne entegre etmeyi başarabilmişlerdir. İpek Yolu ve Baharat Yolu gibi önemli ticari güzergâhların üzerinde olmak, fetihler yapmak, bu fetihler esnasında orduların, sarf malzemelerinin ve mühimmatın ulaşımını doğru şekilde planlamak, karadan yürütülen gemilerle İstanbul’u fethederek bir çağın kapanıp, yeni bir çağın başlamasına vesile olmak, bir anlamda, bu coğrafyada yaşayan insanlara doğal bir lojistik görüsü kazandırmıştır.

Ata mirası bu özelliklere bir de ülkemizin jeopolitik konumu eklendiğinde, Türk lojistik sektörünün bu avantajları iyi değerlendirdiği ortadadır. Ayrıca, lojistik sektörünün gücünün artırılmasına yönelik bir takım yatırımlar ve planlamalar da hayata geçirilmektedir. Özellikle, ülkemizde 10 yıl önce hayata geçirilen ve karayolu, demiryolu, denizyolu, yerine göre havayolu erişimi ile kombine taşımacılık imkanlarının olduğu depolama ve ulaştırma hizmetlerinin birlikte sunulduğu lojistik merkezlerin kurulması amacıyla başlatılan “Lojistik Köy” projesinde, yapımı tamamlanan toplam lojistik köy sayısı, bugün itibariyle 13’e ulaşmıştır.

Proje, öngörüldüğü şekilde tamamlandığında ve tam randımanlı olarak hizmete girdiğinde, lojistik sektörüne yıllık 40 milyar dolarlık katkı, 27 milyon ton ilave taşıma imkanı ile 9 milyon metrekare konteyner stok ve elleçleme sahası kazandıracak. Türkiye’nin tüm bölgelerine yayılan bu lojistik merkezlerde ayrıca, 10 bin kişilik ek istihdam sağlanacaktır. Olumlu tüm bu unsurlara rağmen, Türkiye’nin dünyadaki lojistik gücünü artırması için atılması gereken ciddi adımlar bulunmaktadır. Bunların başında lojistik merkezlerin kurulması, geliştirilmesi ve ulaştırma modlarının birbirine paralel ve dengeli olmasının sağlanması gelmektedir.

Ayrıca, denizcilik sektörünün geliştirilmesi konusunda harekete geçilmesi, her bir limanın lojistik merkez haline getirilmesi, limanların ve liman hinterlantlarının sadece karayolu ile değil, diğer modlarla da desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca lojistik süreçlerin gelişiminde, toplama, dağıtım, depolama ve sınıflandırma, bunun yanında konteynerlerin çeşitli ulaştırma yöntemleri ile nakledilmesi işlemleri için bütün ilgili tarafların bir araya geldiği başlangıç ve bitiş noktaları işlevini gören lojistik merkezlerin kurulması da, ticaret hizmetlerini daha verimli hale getirecektir.

Bürokratik işlemlerin tümünün tek bir noktada tamamlanması, verimliliği artırarak, ülke ekonomisinin kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin yakın gelecekte küresel lojistik üs olması da, bu etmenlerin aktif hale getirilmesi ile mümkün gözükmektedir.

Tüm bu veriler ışığında, Türkiye’nin coğrafi konumuna, global lojistiğin dünyada kazandığı ivmeye, Türkiye’de lojistik alanında yapılan ve yapılması planlanan yatırımlara bakıldığında, lojistikte merkezi üs olabilmek için halen atılması gereken adımların olduğu aşikardır. Bir ülkenin lojistik üs olabilmesi için gerekli olan, coğrafi avantaj, fiziksel ve kurumsal alt yapı gibi unsurlardan şu an için yalnızca coğrafi avantajı elinde tutan Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu fiziksel ve kurumsal altyapıları çağdaş lojistik düzeye çıkarması gerekmektedir. Bu amaçla üretilen geçici stratejilerin ve ulaştırma planlarının, total bir planlama ile birleştirilmesi ve bu sayede lojistik bütünleşmenin gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

Bugün, güçlü lojistik firmalar sayesinde, rekabetçi fiyatlar ve ürünün zamanında sevkiyatı noktasına başarılı bir performans sergileyen Türkiye, Dünya Bankası’nın “Lojistik Performans İndeksi 2016” raporuna göre, 3,15 puanla 160 ülke arasında 34’üncü sırada yer almaktadır. Dünyada yaklaşık bin lojistik profesyonelden, anket yoluyla toplanan nitel verilere dayanarak elde edilen bu önemli raporun sonuçlarına göre, özellikle rekabetçi fiyatlar ve zamanlama ile atılımını gerçekleştiren Türkiye’nin, önümüzdeki süreçte daha üst sıralara tırmanabilmesi için özellikle sevkiyatların izleme ve takip edilebilirliği noktasında, teknoloji odaklı, yenilikçi çalışmalar yapması ve yukarıda belirttiğimiz altyapı çalışmalarını da hızlandırması gerekmektedir.