Yayınlanma Tarihi: 08 Temmuz 2020

E-İhracat ile Ticarette Sınırlar Ortadan Kalkıyor

Sağlıkla alakalı artan endişelerin yanı sıra dünya çapındaki markalar, koronavirüsün ticareti global çapta etkileyişi ile alakalı tedirgin bir bekleyiş içinde. Azalan üretim, kısıtlanan hareketlilik, yerel önlem paketleri ve değişen tüketici alışkanlıkları, ekonominin zor bir 2020 başlangıcı yapmasına neden oldu.

ABD merkezli danışmanlık ve araştırma firması Technomic’e göre, tüketicilerin yüzde 52’si kalabalık ortamlardan uzak durmayı tercih ediyor. Yüzde 32’si ise evlerini çok zorunlu olmadığı sürece terk etmiyor. İnsanların fiziksel mağazalardan uzak durma isteği ve dünya genelinde perakende mağazalarının kepenk indirmesi, insanları ihtiyaçlarını temin etmek için e-ticarete yönlendirdi. Yapılan araştırmalar, online ticaretin 2019 yılına kıyasla yüzde 50’den fazla bir artış yaşadığını gösteriyor. Deloitte Digital’in araştırmasına göre, 2019 yılında yapılan e-ticaret harcamalarının bir önceki yıla göre yüzde 18 artarak 3,5 trilyon dolar civarında olduğu belirtiliyor. E-ticaretin 2023 yılına kadarsa 6,5 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Son birkaç yıldır popülaritesini artıran e-ticaret, olumsuz koronavirüs senaryolarına rağmen işletmelerin sürekliliği ve kazancı noktasında en önemli ticari aktörlerden birine dönüştü. Kriz esnasında fiziksel mağazaların kapanması ile beraber, firmaların sayısallaşma girişimleri daha da arttı. Değişen tüketici alışkanlıkları ile birlikte perakendeciler ve satıcılar, kâr elde etmek ve marka erozyonunu engellemek için e-ticaret deneyimlerini çeşitlendirmeye başladı. Yapılan araştırmalar 2021 yılına kadar e-ticaretin dünyanın en büyük perakende kanalı olacağını gösteriyor.

Küresel e-ticaret pazarı ilerlerken tüketiciler, markalardan sınır ötesi alışveriş deneyimini ilerletmelerini bekliyor. Bu beklentinin yansıması ise e-ihracat. E-ticaretin yükselen bu alt eğilimi, 2014 yılından bu yana hızlı bir ilerleyiş içinde ve içinde bulunduğumuz sürecin, bu ilerleyişi artan bir oranda büyütmesi bekleniyor. Yapılan araştırmalar sadece Amerika’daki tüketicilerin yüzde 49’undan fazlasının sınır ötesi alışveriş yaptığını gösteriyor. Bu oran dünya genelinde yüzde 20-30’ler civarında. 2020 yılında e-ihracatın 994 milyar dolarlık bir hacme ulaşması bekleniyor. Bunun 476 milyar dolarının Asya Pasifik Bölgesi’nde, 217 milyar dolarının Batı Avrupa’da, 177 milyar dolarının Kuzey Amerika’da ve 53 milyar dolarının Latin Amerika’da gerçekleşeceği öngörülüyor. Doğu Avrupa ve Orta Doğu Asya için bu rakam 45 milyar dolarken; Orta Doğu ve Afrika için 26 milyar dolar.

E-ihracat özellikle bugünlerde, ülkelerin ve sektörlerin daralan ekonomileri için can suyu anlamı taşıyor. Sınır ötesi ihracat, müşterilerine fiziksel temas olmadan ulaşabilmek, ticari faaliyetlerini devam ettirmek ve yeni pazarlar arayanlar için en doğru yöntem olarak masada duruyor.

Dünyada 4,3 milyardan fazla insanın internet erişimi olduğu göz önünde bulundurulduğunda e-ihracatın önemi daha net anlaşılıyor. Geleneksel ihracatın yanında çok daha kârlı bir yapıya sahip olan bu satış yönteminde, verimli bir reklam politikası ve kullanışlı, altyapısı sağlam bir internet sitesi ile pek çok faktörü ve aracıyı ortadan kaldırarak, tüketiciye ulaşmak mümkün.

Türkiye, E-ihracatta Payını Büyütme Hedefinde

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Nisan 2019’da gerçekleştirdiği Ortak Akıl Çalıştayı’nda, e-ihracatı; internet sitesi, elektronik pazar yerleri ve sosyal medya gibi online platformlar üzerinden ürünlerin yurt dışındaki müşterilere satılması olarak tanımladı.

Bir e-ticaret sitesinin varlığına ihtiyaç duyan e-ihracatta, ürünlerin yurt dışına çıkışı Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi belgesi (ETGB) düzenlenerek sağlanıyor. Elektronik ortamda hazırlanan bu belge, ürünlerin gümrükten geçirilmesi sırasında bürokratik süreci ortadan kaldırarak daha hızlı bir gönderim yapılmasını sağlıyor.

Türkiye’de e-ihracatın gelişimi, son yıllarda adını çokça duyduğumuz mikro ihracatın sunduğu avantajlar sayesinde oldu. Mikro ihracat en basit tanımı ile ETGB belgesi ile yurt dışına ihraç edilen brüt ağırlığı 300 kilogram ve 15 bin Euro limitli ihracat demek. Türkiye’de KOBİ’lerin ve büyük çaplı şirketlerin büyük ilgi gösterdiği mikro ihracatın geliştirilmesi noktasında devlet teşvikleri de veriliyor.

6 Şubat 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan E-İhracat Stratejisi ve Eylem Planı (2018-2020) ile e-ihracat yapan firmalar adına süreci daha da kolaylaştırılırken, sağlanan destekler de artıyor. Devletin verdiği destekler arasında; yurt dışı fuar, yurt dışı reklam ve tanıtım, yurt dışı birim kira, belge alım, ileri teknolojili şirket satın alma, rapor ve pazar araştırması, fuar, tasarım ve istihdam destekleri gibi paketler bulunuyor.

Türkiye’de e-ihracat yapan lojistik firmalarından Globelink Ünimar’ın Strateji ve İş Geliştirme Müdürü Uygar Sül, devletin verdiği teşvik desteklerinin Türkiye’nin e-ticaret ve e-ihracattaki gelişimi açısından önemli olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Gümrüklerde daimi uzman personel eksikliği, iadelerde yaşanan sorunlar başta olmak üzere operasyonel süreçlerdeki uygulamalar ile ambar ve ardiye ücretleri, evrensel posta katılım payının aynı gönderi için birden fazla firma tarafından ayrı ayrı ödenmesi ve vergilerden kaynaklanan giderler, lojistik maliyetleri artırmakta ve e-ihracatın hedeflenen seviyelere ulaşmasını engellemektedir. 2019 ikinci çeyrekte çıkarılan birçok uygulama ve teşvik ile bu problemlerin de yavaş yavaş önüne geçilmektedir. Bu teşvikler, diğer ülkelerle rekabet edebilir duruma gelmemizde avantaj sağlayacaktır.”

Türkiye’de e-ihracatın toplam ihracat içindeki payı şu an için yüzde 0,3 seviyesinde. Bu oranın 2023 yılına kadar ise yüzde 5’e çıkacağı öngörülüyor. Bu rakamları AB ülkeleri, ABD ve Çin gibi ülkelerinki ile kıyasladığımızda, çok geriden geldiğimiz söylenebilir. Ancak şu an içinde bulunduğumuz kriz, bunu fırsata dönüştürmek için dinamikleri gelişmiş bir ortam sunuyor. Uygar Sül, son dönemde e-ticaret algısındaki değişimin, Türkiye adına bir farkındalık yarattığını ve bunun altyapı yatırımları ile desteklenmesi durumunda Türkiye’nin önümüzdeki üç yıl içerisinde e-ticaret pazarında bir ayrışma yaşayacağını söylüyor. Sül, bu ayrışmada Çin’in içinde bulunduğu güven krizinin de etkili olacağını ekliyor.

Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği de (ETİD) şubat ayında Sül’ü destekler bir açıklamada bulundu: Salgının ilk döneminde Çin’den verilen siparişlerin de azalması ile Türkiye’ye olan e-ihracat talebi beş kat arttı. Küresel anlamda insanların Çin’den gönderilen ürünlere karşı artık temkinli olduklarını ve bir güven zedelenmesi yaşandığını belirten dernek yetkilileri, Türkiye’nin ise güven verdiğini ve önümüzdeki dönemde ülkeye olan sınır ötesi talebin daha da artacağını söyledi.

 

ETGB’nin Kapsamı

  • Brüt ağırlığı 300 kilogramdan az ve değeri 15 bin Euro’yu geçmeyen eşyalar,
  • Bedeli 150 Euro’yu aşmayan ve kişisel kullanım amaçlı kitap ve diğer basılı yayınlar,
  • Değeri bin 500 Euro’yu ve brüt ağırlığı 30 kilogramı geçmeyen, diplomatik veya yolcu eşyası olmamak kaydıyla serbest dolaşıma girişe konu olan ticari hacim ve mahiyeti olmayan eşya,
  • Şahsa ait ve şahıstan bir ay önce ya da gelişinden sonraki üç aylık periyod içerisinde gelen eşyalar,
  • Kamu kurumlarına, müzelere, kütüphanelere ya da bilimsel çalışmalar gerçekleştiren, eğitim veren kurumlara gönderilen basılı yayınlar.

 

Hız ve Maliyet Avantajı Rekabeti Güçlendiriyor

Rekabet edebilmek ve güçlü ekonomiye sahip olabilmek için üretimin öneminin sürekli arttığı günümüzde üretimin dış pazarlarda satışı büyük bir önem arz ediyor. Dijitalleşmenin her geçen gün hız kazandığı noktada ise sınırların ortadan kalkması ve dünyanın her yerine satış yapabilme durumu, e-ihracatın önemini artırıyor. E-ihracatın konvansiyonel ihracata nazaran sağladığı en büyük kolaylık, gümrük işlemleri zorunluluğunu ortadan kaldırması ve zaman maliyetinden tasarruf sağlaması. Gümrük işlemlerinin yarattığı ekstra maliyetlerin de ortadan kalktığı mikro ihracatta, uluslararası ödeme kuruluşları ile yapılan anlaşmalar neticesinde anında ödeme alınması da büyük bir artı. Gümrük müşavirliği hizmet bedelinin olmaması, çıkışlarda ambar ücreti ödeme zorunluluğunun bulunmaması, ihracatçılar birliğine kayıt gerektirmemesi ve beyanname arşivi tutulmasının zorunlu olmaması sebebiyle, mikro ihracat özellikle KOBİ’lerin her geçen gün ilgisini çekiyor. Son yapılan araştırmalar, birkaç sene öncesine göre, mikro ihracat kullanımına olan talebin 10 kat arttığını gösteriyor.

E-ticaret ve e-ihracatın sunduğu hız ile uzak pazarlara erişebilmenin çok önemli bir avantaj olduğunu vurgulayan Sül, bu noktada dikkat edilmesi gereken kriterin ise doğru tedarikçi/ lojistik hizmet sağlayıcısının seçilmesinden geçtiğini söylüyor ve ekliyor: “Sürat, gönderi takibi (track&trace), iade süreci yönetimi ve omni-channel lojistik tedarik zinciri operasyon yönetiminde ilk öne çıkan unsurlar. Tüm bunların merkezine de ‘esneklik’ yerleştirilebilir. Yeni ürünler, yeni dağıtım ve pazarlama teknikleri, yeni ‘tüketici memnuniyeti’ kavramı, yeni aracılar ve yeni iş gücü profilleri e-ticaretin getirdiği değişimler. Lojistik de bu değişimler ile birlikte hem otomasyon, yapay zeka (AI) hem de dijitalleşme anlamında kendisini yenilemelidir.”