19 Nisan 2020

Çin; coğrafi, etnik, gastronomik ve sosyal yapısında muhteşem çeşitlilik gösteren bir ülke. Sürekli genişleyen banliyöleri ve insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir hızla genişleyen büyük şehirleri sebebiyle ülkede, lojistik ve yapılaşma müthiş bir yarış içinde. Sürekli büyüyen şehirler, hızlı tren ağları ve yollar ile sürekli birbirine bağlanmaya çalışılıyor. Çin, 1,4 milyardan fazla nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkesi. Buraya ziyarete gelen herkesin ilk maruz kaldığı ve hissettiği şey, nüfus yoğunluğu. Köyler, kasabalar ve şehirler, bağlantı noktası olan gri atardamarları andıran otoyollar boyunca sonsuza kadar yayılıyor gibi görünüyor.

Ülkedeki bir diğer kapışma ise 5 bin yıllık tarih ile bugün arasında: Tarihi yapılar arasında yükselen gökdelenler, modernite, yükselen dijitalizasyon… Fakat modern Çin’i bu kadar büyüleyici yapan da bu “değişim” ve “süreklilik” arasındaki karşıtlık ve yine de birliktelik. Buna rağmen, Çin’in küresel bir lider olarak yükselmesinde kültürel değerler büyük bir yer kaplıyor. Çin’in geleneksel kültürünün temelini oluşturan “uyum” felsefesi, dünyada uyumlu bir dengeye ulaşmaya çalışan bu ideolojik sistemin kurulmasında büyük bir rol oynuyor.

Çin’in 1980’lerden itibaren başlattığı dışa açılma politikasını oturttuğu bu uyum ve gelenekseli modernize etme politikası, bugün meyvelerini vermiş durumda. Öyle ki, Çin, 21. yüzyılın en büyük gücü olma yönünde büyük bir yol kat etmiş durumda.

“Geleneksel ve Modern” Uyarlama

Çin, GSYİH’nin yaklaşık yüzde 10’luk bölümünü turizmden elde ediyor. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün hazırladığı verilere göre dünyanın en fazla ziyaret edilen dördüncü ülkesi. 2018 yılında 59,3 milyon insan ziyarette bulunmuş. Son olarak geçtiğimiz sene Hangzhou şehri yakınlarındaki Liangzhu Antik Kenti’nin de eklenmesi ile Çin’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki yapı ve yer sayısı 55’e çıktı. Çin Seddi, Yasak Şehir, Terracotta Ordusu, Tarihi İpek Yolu, Yangzi Boğazları, Chengdu’daki panda alanları, Şangay’daki Üç Boğaz bölgesi, Yaz Sarayı, Mogao Mağaraları ve Cennet Tapınağı Parkı gibi turistik bölgeleri ile ön plana çıkan Çin, antik dünyadan bugüne ulaşan doğa-insan iş birliğinin en güzel örneklerini barındırıyor.

Eski Çin’in yanında modern Çin de görsel olarak çok fazla şey vadediyor. Yenilikçi mimari projelerin ve ülkenin sanatsal çabalarının yarattığı siluetler, büyük bir hayranlık uyandırıyor. Gündelik yaşamı anlamanın rotası ise sessiz tapınakları, arka sokakları, halka açık parkları ve geleneksel çay evlerini ziyaret etmekten geçiyor. Bunun için yavaş tempoyu ve zamansız duraklamaları göze almalısınız.

Oldukça köklü bir tarihi olan Çin’in turizm ayaklarından mutfağı da tarihine yakışır bir geçmişe sahip; bin yıllarla değerlendiriliyor. Sosların, pirincin, hamur işlerinin ve sebzenin hakim olduğu mutfakta, hemen her malzeme değerlendiriliyor. Pek çoklarının mesafeli yaklaştığı mutfak, aslında o kadar geniş bir yelpazeye sahip ki, kendinize uygun bir şey bulmamanız imkansız.

Son yılların yükselen güçlerinden biri olan Çin’in üretimdeki başarısı, ülkeyi ziyarete gelenler için geniş yelpazede alışveriş ve hediye seçeneği sunuyor. Aklınıza gelebilecek her şeyi bulabilirsiniz, hem de ucuza.

Son 30 yılda sanayi, hizmet, üretim ve sosyal yaşam anlamında kendini geliştiren Çin’de bu gelişimi kafanızı çevirdiğiniz her yerde görebiliyorsunuz. İnsan kalabalığı ve sürekli üretimin hakim olduğu dev coğrafya, devasa bir arı kovanını andırıyor.

Dünya Ekonomisinin İki Numarası

Çin, Amerika’dan sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi. Bugün alıp da üzerinde “Made in China” yazısını görmediğimiz ürün ve hizmet neredeyse yok. Bu, Amerika dahil, dünyanın her yeri için geçerli. Çünkü Çin, dünyanın hem en fazla ihracat hem de ticaret yapan ülkesi. Her sene, diğer ülkelerin büyüme hızından yüzde 10 daha fazla büyüyor.

Çin, 1950’lerin başında hayata geçirdiği beş yıllık kalkınma planları ile başladığı ekonomik yükselmesine, 1978 yılında kolektif tarımı durdurup sanayiye yönelmesi ile devam etti. Bu sayede dışa kapalı ekonomik yapısını da değiştiren Çin, bu hamlesi ile orta-üst gelirli ülkeler arasındaki yerini aldı.

Üretim alanında dünya lideri olan Çin, dünya çelik üretiminin yarısını gerçekleştiriyor. Kömür, altın, tuz, gaz, petrol alanında güçlü bir görüntü sergiliyor. Kömüre bağlılığı hat seviyede olan süper güç, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeye çalışıyor. Diğer yandan yakın gelecekte gaz kullanımının da yaygınlaşacağı öngörülüyor ve ülkede petrol rezervleri ve kullanılmamış gaz yataklarının varlığı da biliniyor. Çin ayrıca hidroelektrik üretimi konusunda dünyanın en önemli adaylarından biri. 2012 yılında tamamladığı ve dünyanın en büyük barajı olan Üç Boğaz Barajı, Şangay dahil güney şehirlerinin tamamı için elektrik üretiyor.

Dünyanın en büyük ihracatçısı konumunda olan Çin, dış yatırım konusunda da oldukça rağbet görüyor. Büyüyen orta sınıf ile nüfus kalabalığı birleştiğinde ortaya muazzam bir satın alma gücü çıktı. Hal böyle olunca, batı dünyası da bu büyük ve işlek coğrafyada bir parça pazara sahip olmak için rekabet halinde. Ayrıca sadece sanayi dünyası değil, teknoloji devleri de Çin’in kapısını aralamaya çalışıyor. Facebook ve Google, Çin’e girmeyi hâlâ deniyor. Bir zamanlar “taklitçi ülke” olması ile ünlü olan Çin, artık teknoloji alanında gerçekleştirdiği atılımlarla adından söz ettiriyor. Ülke, Alibaba ve Tencent Holding gibi dünyanın en büyükleri arasında yer alan internet şirketlerine sahip. Online oyun, sosyal medya ve e-ticarette, dünyada ciddi bir söz sahibi artık. Çin, ticari drone pazarının da yüzde 70’ini kontrol ediyor. İlk zamanlar batının şüpheci yaklaşımlarına maruz kalmasına rağmen artık teknolojik yenilikleri ile büyük bir hayranlık uyandırıyor.

Çin, imalat sanayiinde de bir dünya markası. Devasa büyüklükteki tekstil imalat sektörünün yanı sıra makine, gıda işleme, elektronik eşyalar, ulaşım araçları, tüketici mamulleri ve çimento konusunda da büyük bir üretim potansiyeli barındırıyor. Yazılım ve donanımda isim yapmış birçok firma barındıran ülkede, yabancı firmaların elektronik ürünlerinin montajı da ülke ekonomisi için büyük bir girdi. Çin, otomobil üretimi konusunda -hâlâ taklitçilikle itham edilse de- büyük bir gelişim gösterdi. Yerli markaların yanı sıra yabancı firmaların otomobilleri de üretiliyor. Üretilen araçlar en çok Orta Doğu, Afrika, Güney Amerika ve Rusya’ya ihraç ediliyor. Ulaşım, gayrimenkul ve inşaat da ülkenin diğer önemli sektörleri arasında yer alıyor.

Yeni İpek Yolu Dünyayı Daha da Küçültüyor

İpek Yolu, ‘Avrasya Bozkırı’nı geçen çöl karavanlarının ve Marco Polo gibi maceracıların, Çin’i Avrupa ve Afrika’ya bağlayan eski ticaret yollarında gezinmesini ve ticaret sisteminin manuel halini çağrıştırıyor. Çin’in ilk kez 2013 yılında duyurduğu “Bir Kuşak Bir Yol” olarak bilinen tarihi İpek Yolu’nun modern uyarlaması olan projesi ise, bu rotaları yeni demiryolları, limanlar, boru hatları, elektrik şebekeleri ve otoyol ağları aracılığıyla canlandırmayı ve genişletmeyi hedefliyor.

Son yıllarda batı dünyası ile etkili bir halkla ilişkiler yürüten Çin, bu proje vesilesiyle dünyanın geri kalanı ile buluşmayı hedefliyor ve Asya çapında ekonominin büyümesini teşvik ediyor. Çin’in bu karadan ve denizden batıya açılma hamlesi, tarihi yol üzerindeki tüm ülkeler için büyük bir avantaj sağlıyor.

Bir kısım devletlerin ve eleştirmenlerin temkinli bir diğer kısmın ise yeni fırsatlar şeklinde yaklaştığı yeni İpek Yolu, yaratıcısı tarafından “yüzyılın projesi” olarak tanımlanıyor ve devasa altyapı yatırımları ile ticaretin çarklarını yağlamaya çalışıyor. Çin’in Marshall Planı olarak dillendirilen Bir Kuşak Bir Yol, bugünkü dolar kuru üzerinden hesaplandığında Marshlall Planı’ndan daha yüksek bir bütçeye sahip. Bugüne dek 50 milyar dolardan fazla paranın harcandığı projenin maliyetinin 2027 yılında 1,3 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Bugün itibarıyla en az 157 ülke ile organizasyon, projeye dahil oldu. Bu rakamın içinde Pakistan’daki “yollar ve enerji santralleri” ile Hindistan’daki yüksek tren hattı gibi dev projeler de bulunuyor. Her ne kadar ABD ve Japonya gibi bazı ülkeler, Çin’in bu projeyi siyasi ve askeri yetki alanını güçlendirmek için başlattığını dillendirse de Çin, Bir Kuşak Bir Yol projesinde hızlı bir şekilde ilerliyor. 71 ülkeyi kara ve deniz yolu ile birbirine bağlamayı planlayan proje, dünya nüfusunun yüzde 50’sinden fazlasını ve küresel GSYİH’nin dörtte birini kapsıyor.

Proje Türkiye için de Fırsatlar Sunuyor

Bir Kuşak Bir Yol projesi, Türkiye açısından da önemli yatırım ve ticaret fırsatlarının oluşması anlamına geliyor. Yeni İpek Yolu, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artıracak. Afro-Avrasya bağlamında stratejik hemen tüm geçiş güzergahlarını kontrol eden Türkiye, İpek Yolu için maddi, manevi çok fazla potansiyel öğe içeriyor ve bu nedenle de önemi büyük.

Türkiye, jeostratejik konumu ile Çinli yatırımcılar için oldukça cazip bir pazar. Bu durum, proje üzerinde deniz, hava ve karayolu taşımacılığı vasıtası ile Orta Doğu, Asya ve Kuzey Afrika’ya bağlantı sağlanmasına aracılık edecek. Bu proje ile Türkiye, demiryolu altyapısını iyileştirecek; yeni liman ve otoyol bağlantıları oluşturacak.

Projenin orta koridoru üzerinde bulunan Türkiye ile Çin arasındaki ilişkiler, 2002 yılından bu yana yükselen bir grafik gösteriyor. 2010 yılında imzalanan stratejik iş birliği, ilişkinin boyutunu daha da derinleştirdi. Türkiye’nin yeni İpek Yolu’nun ülkelerinden biri olmasından sonrasında Çin ile ticaret hacminde bir artış yaşandı. Gelecek yıllarda transit demiryolu taşımacılığı sayesinde bunun daha da artacağı öngörülüyor.

Asya, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’yu lojistik ve ulaştırma ağı ile birbirine bağlamayı hedefleyen proje, küresel ticarete de yön verecek. Çin’in dünyada nüfuzunu artırmak ve dünya ticaretine hakim olmak için başlattığı projede yatırımlar devam ediyor.